Türkiye’den özellikle son on yıldır dünya çapında şöhret salan, nitelikli sanatçılar çıkıyor. Nuri Bilge Ceylan gibi ismini herkesin ezberlediği uç örneklerin yanı sıra, sayısız sanatçının azımsanamayacak başarıları var.

Bu sanatçıların ortak yanı, kendilerini Doğu/Batı ikileminden sıyırmayı başarmış olmaları; Mevlânâ misali ikiliği bir kenara koyup, iki âlemin bir olduğunu görebilmeleri; dehalarını, çeşitliliğin getirdiği zenginlikle besleyebilmeleri. Selma Gürbüz de işte o kategoriden bir ressam. Yirmi beş yılı aşkın ressamlık hayatında ismi Türkiye’nin ve Dünya’nın en prestijli müzeleriyle birlikte anılmış, Tate Modern koleksiyoncularının seçkileri arasına girmiş, çağdaş resim alanında Türkiye’de önde gelen özel bir isim.

Kendi küçük dünyamda kendimi aşmaya çalışıyorum. ‘Ne kadar kalıcıyım?’ sorusunu sormadan

Sanatblog

Benim açımdan serginin başlığı birçok anlamı barındırıyor içinde: Biraz masum, planlanmamış, doğaçlama… Hiç hesabı kitabı olmadan ortaya çıkan bir şey… Benim sanatımla ilişkisini kuracaksak eğer; davetsiz, sürpriz bir doğaçlama, bu sergi… Milliyet Gazetesi’nden

Sayısız kişisel ve karma sergiye adını yazdıran Gürbüz, resim dışında heykel, dokuma, gravür gibi çeşitli biçimlerde de eserler veriyor. Ayrıca Ömer Kavur’un Akrebin Yolcuğu (1997) ve Karşılaşma (2002) filmlerinin sanat yönetmenliğini üstlenmiş. En sevdiğimiz kadın yazarlar arasında yer alan Nurdan Gürbilek’in Mağdurun Dili kitabı da, kapağını Gürbüz’e borçlu.

Burada derlediğimiz tabloların bir kısmı Gürbüz’ün Akbank Sanat‘taki Davetsiz (2009), Antrepo no.3‘teki Arketip (2010) ve Leighton House Müzesi‘ndeki Shadows of Myself (2011) sergilerinden. Bazıları ise İstanbul Modern’deki Gelenekten Çağdaşa: Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek (2010) veya Contemporary Istanbul 2011 gibi, ünlü çağdaş sanat sergilerinden.

Yazar Hakkında

Deneme

Yorum yapın

Başka Yazı Yok

Diğer Demolar

Ana Demo Bilim Sağlık Haber Magazin Adsense